31 Ekim 2009 Cumartesi

Ercan ve Metin! Adam olun Adam!



Bu video hakkında yorum yapmak bile istemiyorum. Ne yazacağımı çok düşündüm ama bulamadım. Ya bunlar kimin çocukları Allah aşkına. Bu kadar karaktersiz, aşağılık, basit, terbiyesiz insanlar Türk spor medyasında! Hepiniz Yunan çocuğusunuz. Başka da birşey demiyorum..

Haldun Üstünel'den Gider!


Bir aşağıdaki postta horozmania verilen cezalardan memnun olduğunu belirtmiş. Ben cezayı az bulsam da açıkçası razı olup ses çıkartmamıştım. Bugün Haldun Üstünel bana tercüman olmuş adeta. Hakemden, tribünlere, fenerbahçe yönetiminden, takımın performansına kadar her konuda birşeyler söylemiş. Sakin ama giderli konuşmaları müthiş olmuş.

“Tüm Galatasaraylılarla seslenmek istiyorum. Bugüne kadar olan başarılarımızın kanıtları müzemizde var. Bu sezon sonunda kupalar yine müzemizde olacak. Hayal kurmak, hayalperestlik ve vaat yok. Bizde gerçek var. 18. şampiyonluk kupası Mayıs ayında Galatasaray’ın müzesinde olacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. O kupa Ali Sami Yen’de havaya kalkacak. Galatasaray’a gönül verenler rahat olsun. Galatasaray taraftarı iyi gün dostu değildir. Galatasaray taraftarı takımını her koşulda destekler

29 Ekim 2009 Perşembe

Derbi Cezaları



Fenerbahçe 2 maç seyircisiz
Keita 3 maç
Bilica 3 maç

Bu federasyondan böyle ceza...Hiç beklemiyordum. Tahkimde düşer nasıl olsa bazıları...!

Galatasaray 2-1 Bucaspor


Fenerbahçe maçı bizden 3puandan çok daha fazlasını götürmüş istemesekte. Kolay gibi görünen ama aslında büyük önemi bulunan Buca maçında konsantrasyon eksikliği yaşadık sıkça. Özellikle Arda'nın golünden sonraki, oyuncuların yüzleri durumu açıklamaya yetiyor.

Elano'nun kırmızı kartı sonrası 2.yarıda bolca tehlikeler yaşadık. Bir de penaltı yaptırdık. Genç yetenek Mehmet Batdal geri çevirdi bu ikramı. Buca'nın golünden sonra, Ahmet Çakar'ın "ya penaltı gol olsaydı" repliğini sürekli tekrar etmesi beni benden aldı. Böyle düz-mantık bir düşüncenin üstünde nasıl bu kadar durabildi anlayamadım.

Link: Akilliolun

Ahmet Çakar Show

GelGidersinBlog'dan alıntıdır

27 Ekim 2009 Salı

Kadıköy Deplase vol.2!


Bükreş maçında belli oldu aslında bu maçın skoru. Daha perşembeden oyuncuları stres altına soktuk. Bu suçu ise basına attık. Ortamı gerdiler, senaryo bunlar vs. dedik. Ama kendimizin de senaryonun içinde olduğumuzu göremedik.

Orjin'de başlayan klasik maç gününde, yine bol miktarda alkol alındı, küfürler edildi. Nefret bastırılmaya çalışıldı. Saatler henüz 16 olduğunda ise Kadıköy'e doğru hareketlenme başlamıştı. Ne gereği varsa artık bu kadar erken gitmenin. Tribün performansına kesinlikle zararlı olduğunu düşünüyorum bunun.

Taksi konvoyundayken bile, yoldaki fenerlilere sataşmalarla gerilim arttırılıyordu farkında olmadan. Artık stada varıldığında ise herşey başlıyordu. Daha stada girmeden boğazlar patlatılıp, nefesler boşa harcanıyordu. Girişte yaşanan rezillik adrenalini yükseltip, ortamı daha da geriyordu. İçeri giren ise kendini sağa sola bağırırken buluyordu. Daha maçın başlamasına yaklaşık 3 saat kala, toplu tezahüratlar başlamış, rakip takım taraftarı ile karşılıklı atışmalar başlamıştı. Bu durum aslında o anda herkesin hoşuna gitse de, işin aslı öyle değildi.

Bu negatif enerjimizi, sahaya ısınmak için çıkan futbolculara da yansıttık. Onları tribüne çağırıp "eyvallah"lar aldık. Buraya kadar anlattıklarımın hepsi normal gözüküyor. Hepsi olması gereken şeyler ya da olağan şeyler. Ama işin aslında gerilimi öyle yükselttik ki farkında olmadan, öyle böyle değil. Daha maç başlamadan, ısınma esnasında başlamıştı kavga.

Bu küçük tartışma yine farkında olmadan tribünleri gaza getirmişti. Tribün tekrar oyunculardan "eyvallah" almaya başlamıştı. Daha Türkiye'ye geleli 5 ay bile olmayan Keita, sanki yıllardır bu maça çıkıyormuş gibi hırslıydı. Her seneki tablo yine yavaş yavaş belirmeye başlamıştı. Hakemin kafasının yarılması, edilen küfürler falan Kadıköy'de hiç olmadığı için onları anlatmaya gerek duymuyorum.

Maç başlar başlamaz, Baros'un ayağı kırıldı! İnanılır gibi değildi. Daha 2.dakikada ilk değişikliğimizi yapıyorduk. Sinir harbi son hızıyla devam etmek istiyordu aslında ama sahada bir türlü oyun oynanamıyordu. Sahaya forvetsiz çıkan Fenerbahçe ve başındaki Daum, bu maçı nasıl kazanacaklarını, bu savaşta hangi taktikleri uygulayacağını çok iyi biliyordu. Yedek kulübesinde La Liga ve Süper Lig gol krallarını oturtuyordu. Kendi evindeki maça forvetsiz çıkıyordu. Ne de olsa her yol mübahtı bu savaşta. Nitekim her sene olduğu gibi bu sene de maçın başında golü buluyordu Fener.

Maç içi yine klasik. Bir türlü top oynayamayan, oynattırılmayan bir Galatasaray. Tam oyunun kontrolünü ele geçirmişken, yine tahriklere kapılıp 10 kişi kalan bir Galatasaray. Her senenin ayrı bir sebebi oluyor. Geçen sene Emre Aşık'a ya da Sanctis'e atarsın suçu, bu senede Ayhan'a ya da Leo Franco'ya. Ama sonuç hiç değişmiyor. Öyle ya da böyle bir şekilde kaybediyoruz, kaybettiriliyoruz.

Maç sonu ise iyice çirkefleşen Fenerbahçe taraftarının, Galatasaray ile pkkyı aynı kefeye koymasıyla sinirler iyice bozuluyor. Güvenlik güçlerinin ve polisin bir türlü stadı boşaltmaması sebebiyle 23.30a kadar stadda bekletiliyoruz. Adeta gelecek sezon için kışkırtılıyoruz. Polis bizi metrobüse kadar bırakıyor sağolsun. Gecenin tek tebessüm ettiğimiz anı ise metrobüste gerçekleşiyor. Yaklaşık 200 Galatasaraylının bulunduğu metrobüste bir kişinin telefonunun fener marşı çalması, herkesi ayağa kaldırıyor. Sonra stadda güvenlik görevlisi olduğunu, istersek kimlik kartını gösterebileceğini defalarca özür dileyerek anlatan adama da tabi ki birşey demiyoruz.

Bu yazdıklarımı son 3 yılda gittiğim 2 kadıköy deplasmanındaki gözlemlerime dayandırdım. Eğer varsa yanlış ya da eksik yazdığım affola..

Bu blogdan deplase olanın yüzü gülmüyor arkadaş vol.4...

26 Ekim 2009 Pazartesi

Fenerbahçe 3-1 Galatasaray | Yürüyoruz Sessiz ve Kederli...




Bu sefer olacak parolasıyla gittik tıpkı geçen sene olduğu gibi. Yine olmadı, yine olmadı. Kewell'i göremeyince kadroda birşeylerin eksik olacağı belliydi aslında. Sene başında "Arda ortada oynayamaz sürekli sola kaçıyor " diyenler Arda'nın artık hangi mevkiinin adamı olduğunu görmüştür umarım.

Maç başlamadan çıkan tartışma maçın yine her zaman olduğu gibi gergin geçeceğini gösteriyordu. Henüz 2. dakikada Baros'un sakatlanıp çıkması tüm planları bozdu kendi adımıza, Fener'in de ekmeğine yağ sürdü. Maçtan önce beni en çok düşündüren şey Fener'in önde basmasına nasıl cevap vereceğimizdi. Maçın başından itibaren gördük ki ilk 15 dakikada pek bi cevap veremedik ve Kadıköy'deki klasik Fenerbahçe golünü bir kez daha gördük. Fenerbahçe'nin sağda Topuz - Gökhan, solda Gökçek Carlos ikilileri oyunu kanatlara açmamızı engelliyordu. Bu dakikalarda Elano'nun ortada biraz daha aktif olmasını beklerdim doğrusu. Sanırım fiziki yönden iyi bir Elano izlemek için Ocak ayını bekleyeceğiz. Topun kontrolü bizdeydi ama oyunun kontrolü aslında Fenerbahçe'deydi ilk yarının sonunda kadar. Herşey Fenerbahçe'nin istediği gibi gidiyordu. Hakemin sertliğe müsade etmesi işlerine geliyordu tabi.

İkinci yarı da aynı şekilde başladı ve devrenin başında yine klasik bir Kadıköy golü izledik. Hakan Balta'nın buna erken cevap vermesi bizim oyunda kalmamızı sağladı. Bunun üstüne Kewell değişikliği de gelince ipler bizim elimize geçmişti artık. Aslında Rijkaard etkisiz Arda'nın yerine etkisiz Elano'yu çıkarsa belki daha fazla baskı kurabilirdik Fener yarı sahasında. Keita'nın gereksiz kırmızı kartı da maçı bitiren andı.

Maçın hakemi kötüydü diyorlar. Evet bence de kötüydü ama iyi olsa da biz bu feneri yine yenemezdik burda. Adamlar Sarı-Kırmızı formayı görünce 10 kaplan gücüne çıkıyorlar. Ben galibiyet inancımı kaybettim artık bu statta.


Fenerbahçe 3-1 Galatasaray | Böyle Aşkın Izdırabını...




Her sene "bu sene olacak"demekten bıktım.

Seneye de "nah olur" diyorum...

Maç yazısı yarına, tribün analizi ise ado gelirse salı gününe kaldı. Bu arada sakinleşeyim biraz...


25 Ekim 2009 Pazar

Çubuklu vs. Parçalı



analizi yok bu maçın...

Çubuklu vs. Parçalı
8:00 Lig  Tv
Khalkedeon

23 Ekim 2009 Cuma

Bir İfade Biçimi : Pankart! #7




Denizlispor 57 Gençlik taraftar grubunun Denizli Organize Sanayii Bölgesi'ne astıkları pankart... İçinde bulundukları kötü durumu Denizlili iş adamlarına hatırlatma gereği duymuşlar. Haksız da sayılmazlar. Birileri Ali İpek'e dur demeli artık.

Galatasaray 4-1 D.Bükreş | Durmak Yok

...

20 Ekim 2009 Salı

Kadıköye Deplase!


Dinamo Bükreş ve Fenerbahçe maçları için İstanbula gidiyorum ve bir süre blogda yokum. Umarım bu seferden mutlu dönerim. Bu blogdan deplase olanın yüzü gülmüyor demiştim ama yapacak bir şey yok..

sevdadandır!





ultrAslan Avrupa-Sevdadandır!

O An #14


Futbolu bırakalı 8 sene oldu. Ali Sami Yen tribünlerinde hala #10 Hagi forması. Özlüyoruz hala.


fotoğraf, Galatasaray - Trabzon maçından..

Serie A # 8.Hafta


Serie A'da 8 hafta geride kaldı ve oluşan puan durumu bu şekilde. Favori Inter, beklentileri boşa çıkarmadı ve lider olarak sürdürüyor ligi. Arkasından Sampdoria gelirken, 3.lüğü istikrarsız takımlar Juventus ve Fiorentina paylaşıyor.

Biraz karışık başlayan Serie A'da Milan, Roma, Lazio, Napoli ve Udinese benim beklentilerimin altında kalan takımlar. Hele Napoli benim için tam bir hayal kırıklığı oldu ilk 8 haftada. Adana Demirsporun kankası bu ligden düşecek gibi görünüyor. Kadroları çok zayıf kaldı.

Ligin neredeyse ilk çeyreğinin bittiği bu haftada gidişat; şampiyonun Inter olacağını gösteriyor. Juventus sakatlıklarla başladı sezona hala da kurtulamadı. Yanlarına bir de şans lazım. Milan toparlanmazsa UEFA'yı zor görür. 2-3 hafta sonra Leonardo'nun yerinde Fatih Terim'i görürsek hiç şaşırmam. Buraya yazalım da, sonra ben demiştim derim artık.

18 Ekim 2009 Pazar

Galatasaray 4-3 Trabzonspor



Sami Yen'de oynanan Trabzonspor maçları hep zevkli geçmiştir. Bugünkü maç da unutulmazlar arasına girdi diyebiliriz.

Uzun bir süreden sonra sene başındaki ideal 11'imizi Ayhan'ın ve Gökhan'ın geri dönüşüyle bu maçta yakalayabildik. Maça herzaman olduğu gibi seyircinin de etkisiyle hızlı başladık. Henüz 30. saniyede Kewell'in şutu ve 5. dakikada Gökhan'ın kafasında gole çok yaklaştık. Trabzonspor'da araya atılan uzun toplarla çıkmaya çalışıyordu ama maçın başında etkili olamadılar. 30. saniyedeki pozisyonun benzeri 22. dakikada gerçekleşti. Sabri'nin ortasında topla buluşan Kewell sakin bir şekilde skoru değiştirdi. Daha sonra Servet'le 2. golü bulunca rahat bir maç izleyeceğimizi düşündük ama olmadı. Devrenin sonunda gelen şans golü maçın şeklini değiştirdi.



İkinci yarıya idare eder şekilde başladık. Skorun verdiği stres de etkili olmuş olacak ki orta sahada gereğinden fazla pas hataları gerçekleşmeye başladı. Bunlardan birinde Colman'ın güzel golüyle skora eşitlik geldi. Bu gol bana 2 sene önceki kupa maçında Gökhan Gönül'ün golünü hatırlattı. Bu golden sonra Rijkaard devreye girdi. Kenarda Barış göründü. Hah şimdi Ayhan'ı çıkaracak derken çıkan isim Kewell oldu. Ben dahil çoğu kişi garip karşıladı bu durumu. Rijkaard'ın düşüncesi orta sahayı yeniden kazanmaktı heralde. Bu değişiklikten sonra skor 4-2 ye geldiğine göre hoca haklı çıktı diyebiliriz. Orta sahanın hakimiyeti tamamen bize geçmişti. Hatta Trabzonspor 79 ile 85. dakikaları arası top yüzü göremedi. Ama savunmanın bir anlık hatası oyunu tekrar değiştirdi. Neyse ki son anlardaki baskı sonuç vermedi de galip bitirebildik bu zor geceyi.

Takım adına bugünün en iyi isimleri Mustafa Sarp'la Sabri diyebiliriz. Sabri sadece görevini yapsa yeter. Mustafa Sarp'a da milli ara yaramış. Bugün ortasahada çok iyi işler yaptı hem savunma hem hücum yönünde. Keita da paslı oynadığında iyi. Yoksa hiç çekilmiyor.

Juventus 1-1 Fiorentina


Ferrara için de kazan kaynamaya başladı. 4 maçtır galibiyet yüzü göremedi Juve. Mourinho'nun deplasmanda Genoa'ya 5 attığı bir haftada bu puan kaybı hiç iyi olmadı. Fark 4e çıktı. Del Piero ve Giovinco şart bu takıma. Diego tek başına yetmiyor.

14 Ekim 2009 Çarşamba

Türkiye 2-0 Ermenistan



Bu fotoğrafın üstüne maç ve Fatih Terim yorumuna hiç gerek kalmadı...


Bizim dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür... İnanç bir köprüdür...Tarih bir köprüdür... Köklerimize inmeli ve olayların böldügü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların (soydaş Türk kardeşlerimizin) bize yaklaşmasını beklememeliyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gereklidir."Türk Birligi’nin bir gün hakikat olacagına inancım vardır. Ben görmesem bile gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk Birliği’ne inanıyorum. Onu görüyorum. Yarının tarihi yeni fasıllarını Türk Birliği ile açacak. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk’lügün varlığı bu köhne áleme yeni ufuklar açacak. Güneş ne demek, ufuk ne demek o zaman görülecek. Hayatta yegane varlığım ve servetim Türk olarak doğmamdı.

Mustafa Kemal Atatürk
 

13 Ekim 2009 Salı

Şeytan Rıdvan



Sana boşu boşuna şeytan dememişler Rıdvan!

11 Ekim 2009 Pazar

Ercan Saatçi!


İyi ki Mahmut Özgener'in damadı değilsin Ercan.

Aklıma kötü kötü şeyler geldi akşam akşam..

O An #13 - Maradonian!


Futbol Tanrıları dün El Monumental'deydi. Hep bizim yaptığımızı bu sefer Arjantin'e yaptırdılar. Anlık başarıya odaklı kadro bu sefer bizde değil onlarda başarılı oldu. Bir maçta 3 penaltı kaçıran Martin Palermo, sen ne ilginç abimizsin be..

Elveda 2010 ve Elveda Terim!


Belçika maçından önce Fatih Terim ;

"Ermenistan maçından sonra kararımı vereceğim"

Belçika maçından sonra Fatih Terim ;

"Ermenistan son maçım!"


Bosna maçından gelen skor, Terim'i kararını erken vermeye yöneltti. Sinyor Terim de başarısızlığını kabul ederek, istifa ettiğini açıkladı.

Futbol tanrıları bize bütün mucize haklarımızı geçen yaz Avrupa Şampiyonası'nda vermişti zaten. Şimdi 2006dan sonra 2010a da gidemiyoruz. Bizim hep göklere çıkardığımız, gelişti dediğimiz Türk futbolu 2000li yıllardaki 3. turnuvaya katılamıyor. Çok klişe olacak ama, artık herkes şapkasını önüne koysun düşünsün. Günlük başarılara odaklı sistemimiz acilen değişmeli. Fatih Terim bizden çok şeyler götürdü bu sefer. Bir türlü üstesinden gelemediği egoları, kaprisleri bir ülkeyi, bir jenerasyonu heba etti. Bu sene biraz dinlensin de seneye bir kulüp takımına geçsin artık. Zaten çok teklif geliyormuş!

2006da ben İtalya demiştim. Yine İtalya diyorum. Ya siz?

10 Ekim 2009 Cumartesi

O An #12


Ercan Saatçi'nin tüm Türkiye'ye kendini güldürmeye ve kendini rezil etmeye başladığı günler.. Sen ne komik adammışsın be saatçi!

kaynak: u/M

Forza Estonya!



Ard arda gelen puan kayıpları, kolpa basın ve lige verilen ara, biz istemesekte bizi inzivaya çekti. Açıkçası biraz soğuduk ama bırakmadık. Biraz dinlenmiş olduk. İyi oldu..

Bosna Hersek beraberliğinde iyice azalan umutlarımız için son haftaya girdik artık. Her zaman olduğu gibi tek çare kazanmak değil. Bizim kazanmamızın yanında Estonya'nın da kazanması gerekiyor. Bu futbolda ne zaman başkalarına muhtaç olsak hiç yüzümüz gülmemiştir. Şu başlığı yazarken bile utandım durumumuzdan.

Kaan Kural olsaydı şöyle derdi; "futbol tanrıları bugün yanımızda olsun.."

6 Ekim 2009 Salı

Ankara Deplasmanı





Sahada oynanan oyunu birçok arkadaş yazmış. Ben de yaşadıklarımı yazayım...

Bir söz vardı hani: "Ankara deplasman sayılmaz." Ben bu hafta sonu tamamiyle Ankara'da deplasmanı yaşadım. Cuma günü biletler çıkmasından hemen sonra kısa bir sürede bitmişti. Bunda 900 kişilik yerin ayrılması etken olabilir diye düşünmüştüm. Haliyle cuma günü biletimizi alamadık.

Maç günü geldi çattı. ÜDS için Ankara'daydım. Bilet kovalamak için sınavdan erken çıkmak zorunda kaldım. Stada geldiğimde gayet güzel görüntüler vardı. A.Güçlülerle bizimkiler neredeyse kol kolaydı. Dostluk görüntüleri hakimdi yani. Bu sırada bilet aramaya çoktan başlamıştık. Ve İstanbul'dan gelenlerin ve A.Güçlülerin karaborsa yaptıklarını gördüm. Sattıkları biletler de sponsor biletleri. Yani üzerinde "parayla satılmaz" gibi bir ifade var. Bu şekilde biletimizi temin etmek zorunda kaldık. Üstelik A.Güçlülerin sattıkları bilet Maraton Tribüne ait biletti. Yani kendi taraflarına ait tribün. Birçok kişi de bunun böyle olduğunu bilmeden biletini çoktan o tribünden almıştı bile.

Maç saati yaklaşmıştı iyice ama stadın kapısı da bir türlü açılmak bilmiyordu. Çoğu arkadaşımızın da kapı numarası uyuşmuyordu. Ben şanslı olanlardandım ve maç başlamadan önce stada girmiştim. Şanslı olamayanlar ise ilk yarıyı kaçıranlardı. İlk yarı karşlıklı tezahıuratlar eşliğinde bitmişti. Anlayamadığım nokta Kapalı'nın sol tarafındaki grupla bizim tribün arasında hiç güvenlik boşluğu bırakılmaması oldu. Arada sadece bir tel örgü ve üstünde de file vardı. Devre arasında ufak bir sürtüşme yaşandı o nokta da ama tribün liderleri araya girerek büyümesini önlediler. Ne olduysa o andan sonra oldu zaten. Birden bire stadın kapıları açıldı ve 200 kadar A.Güçlü kapalının sol tarafına yerleşti. 2. yarı boyunca da pek bişey yaşanmadı. Fakat maç bittiğinde A.Güçlülerin çakmak, jilet ve kaya yağmuru başladı. Evet kaya... O dakikadan sonra da iş çoktan çığrından çıkmıştı. Etrafımdan vızır vızır atılan maddeler geçiyordu. Ve bu sırada beklenen oldu. Çevik Kuvvet bizim tribüne daldı. Bir yandan polisten kaçarken diğer yandan atılan maddelerden kaçıyorduk. Neyse ki çok fazla zarar görmeden olayla yatıştı. Polisler de karşı tribünü boşaltmaya başladı. İşin komik tarafı olaylar bittiğinde polis kameralarının hala bizim tribünü çekmesi oldu. Daha da komiği ise tribünden gelen "Ayağının altındaki taşları da çek" uyarılarına cavap vermeleri oldu. Bizi çekmeyi kestiler ve taşlara yöneldiler.

Burda sorgulanması gereken nokta: devre arasında o kapıyı kim açtırdı ve o taşlar içeriye nasıl girdi!!! Bunun da cevabı oldukça açık aslında...


5 Ekim 2009 Pazartesi

Ankaragücü 3-0 Galatasaray


Üstüne fazla konuşulmayacak bir maç yaşadık. Tribün olaylarını horozmania gelince yazacaktır. Umarın teknik kadro bu maçtan gereken dersleri çıkarmıştır. Zira takımın kötüye gidişi aşikar. Milli maç arası, sakatlık vermediğimiz takdirde iyi gelecektir.

Bu blogdan deplase olanın yüzü gülmüyor. Umarım bu sondur..

2 Ekim 2009 Cuma

Deplase...



5 senede Ankara'da okuyup da hiçbir Ankaragücü maçına gidememem içimde bir yaraydı. Şimdi bu yarayı kapatma zamanı...

Galatasaray 1-1 Sturm Graz


Yoğunluk yüzünden uzak kaldık bu aralar ilgilenemiyoruz pek. Şampiyonlar Ligi maçlarını hatta Bayern-Juve maçını bile detaylı olarak inceleyemedik. Okul-ev-blog üçgenini düzgün kurunca düzene gireriz.

Her maçı kazanamazdık nihayetinde. Bir de bunlardan 2si arka arkaya gelince durum biraz daha vahimmiş gibi gözüktü. 30-35 dakika kendi kalesinin önünde bekleyen Es es ile berabere kalmamız normal karşılandı ama 85 dakika tek kale oynadığımız bir maçta 2puan kaybetmek açıkçası moralleri bozdu. Üstelik bu iki maç da Sami Yen'de oynandı. Klişeler iyi gider şimdi. Bu lig uzun bir maraton daha çok var. Zaten arada bir böyle sarsıntılar iyidir.

2 maçtır Rijkaard'ın sistem disiplinini izliyoruz. Skor, durum ne olursa olsun hiçbir şekilde sisteminden taviz vermiyor. Oyuncu psikolojisinden de çok iyi anlıyor. Kewell oyuna gireceği zaman herkes Elano'nun çıkmasını bekledi, - ki bence Elano bu maç iyi oynamadı- ama bizim kıvırcık Frank gitti Ayhan'ı çıkardı. Bu hareketi de Rijkaard'ın geldiğinden beri anlayamadığım ilk müdahalesi oldu. O ana kadar gayet iyi oynayan, basan, top dağıtan, koşan Ayhan bence sahanın en iyisiydi. En azından 6 haftalık yokluğundan sonra yapabileceğinin en iyisini yaptı.

Diğer bloggerların aksine hakemler hakkında konuşmak istiyorum. Boru değil 5 tane hakem var konuşayım artık. 5'iniz 1 hakem etmezsiniz ulan! Son zamanlarda izlediğim en kötü yönetimi sergiledi hakem 5lisi. Aleyhimize hatalar yaptı demiyorum yanlış olmasın, Graz'a karşı da yanlışları oldu. Hatta yanlış görmediysem attığımız gol ofsayttı.( offside cam lazım bi tane)


Tabi her ne kadar sistem üzerinde çok çalışılsa da, futbolda biraz da şans gerekli. Arda'nın nizami golünün verilmemesi, maçın kırılma anı oldu. İlk yarının son 2-3 dakikasında motivasyonunu kaybeden takım, o sırada boş bulundu! ve golü yedi. Sadece o golün verilmemesi yüzünden evet. Böyle kapanan takımlara karşı ilk golü atmak iyi olurdu rakibi açardı ama şans işte olmadı. Bir de o moral bozukluğuyla golü yedik. 2.yarı ise baskının artmasına rağmen golün gecikmesi, oyunu kaosa döndürdü. Kaos futbolu başlı başına bir olay zaten. Her ne kadar çok atak oynamış gözüksek de, son dakikalarda bir kontradan gol yiyip maçı mağlup bitirebilirdik. Ki geçen seneden biliriz son dakkada yenen gollerin acısını.

Rijkaard'ın; kaos futbolunda, kriz yönetimi çok muhteşem olmasa da başarılı denilebilir. 2 adet direkten dönen top, özellikle Baros'un kaçırdığı gol akıllara zarar. Onlardan biri gol olsa şimdi yine Rijkaard Rijkaard diyorduk. Şans işte..Yapacak bir şey yok..
Related Posts with Thumbnails