7 Ocak 2012 Cumartesi

Vasıfsızlar...


Geldikleri günden bu yana Türk futbolunu kaosa sürükleyen, kendi başlarına karar vermekten aciz, dönemleri boyunca saçma sapan koydukları kararlarla geçen (deplasman seyircisi yasağı, Play-Off sistemi cart curt), LigTV'nin kölesi haline gelen bir topluluk...

Vasıfsızsınız...

Son olarak şike soruşturmasında karar yetkisini de PFDK'ya vermişler. Muhtemelen bu hafta boyunca kulüplerden buna karşı çıkan açıklamalar göreceğiz her hafta olduğu gibi. Ve yine PFDK'ya sevkler... Bu isimler ve kuruluşlar da Galatasaray SK, Sadri Şener, Trabzonspor, Bursaspor olacaktır. 

Gidin artık da tekrar rakiplerimizle dalga geçelim, onlar bizimle dalga geçsin, maçlara gitmek için gün sayalım, o heyecanı geri kazanalım. İşi hallettiniz bari sıvamayın, bırakın orada kalsın!

Tek Ronaldo !


Bizim kuşağın gördüğü ilk Ronaldo, maalesef tedavisi olmayan dang hummasu denilen ölümcül bir hastalığa yakalanmış. 
Aylarca süren sakatlık serüveninden sonra çıktığı ilk maçta aynı yerden tekrar sakatlanmasına üzülmeyen ya da 2002 WC yarı finalinde bize attığı golden sonra adam büyük golcü demeyen yoktur. Yani şimdiki gibi CR7 nin iticiliği yoktu bu adamda.
İşte o yüzden ;
R9 > CR7 


3 Ocak 2012 Salı

Galatasaray 4 - 1 İstanbul BŞB. | 18.Hafta - Seriye Devam



Yeni yıla galibiyetle başlamak ve seriye devam etmek güzel. Melo'nun eksikliğinde Engin Baytar ile başladı Fatih Terim. Bunun her ne kadar hücumda pozitif etki yaratacağı düşünülse de işler ilk yarıda pek de istenilen gibi gitmedi. Emre Çolak'ın harika füzesi İstanbul BŞB.'nin biraz daha yüklenmesine yol açtı. Ve orta sahayı ele geçirmekte zorlanmadılar. Çünkü ortada her topa deli gibi saldıran Melo yoktu. Belki de o boşluktan da golü rahatlıkla buldular. Golden sonra da oyun aynı şekilde devam etti. Kazım'ın formsuzluğu, Belediye'nin iyi presi Galatasaray'ı oyunu açmada zorladı. Kazım maalesef kaldığı yerden devam ediyor. Altarnetifinin olmaması da onu zorunlu kılıyor kılıyor sanki. Galatasaray oyun kurmakta zorlanırken Webo'nun atılması oyunda o dakikadan itibaren tüm dengeleri değiştirdi.

İkinci yarıda beklenildiği gibi Galatasaray'ın baskısıyla başladı. Emre Çolak'ın yine müthiş şutu ile gol erken geldi. O golle de takım ve seyircileri rahatlatı. Emre Çolak büyük ümit Aydın Yılmaz'ın aksine verilen şansı çok iyi değerlendiriyor ve müthiş bir özgüvenle oynuyor. Belki de Aydın'ın şansızlığı  Konya'da attığı son dakika golüydü. O golün kredisi de epeyce zamandan beri devam ediyor. Golden sonra takımın hırsı görülmeye değerdi. Açıkçası kendileri de zevk aldı seyirci de. Ah bir de o egoistlik olmasa...Baros'un ısrarı ve Selçuk'un zekice golü de farkı getirdi. Belirtmeden geçemeyeceğim; Selçuk bu maçta da 1 gol ve 2 asistle oynadı. Ayrıca bir serbest vuruşu da direkten döndü.



Yalnız dikkatinizi çekti mi bilmiyorum. Bu takım Rijkaard döneminde inanılmaz bir şekilde durarak oynuyordu. Yani top orta sahaya geldiğinde herkes elleri belinde maçı izliyordu. Şimdi ise top savunma veya orta sahadayken herkes kendini boşluğa atıyor. Hatta pası veren bile hemen kaçmaya başlıyor.  Diyeceksiniz ki o zaman BAM üçlüsü vardı. Ben o 3'lüden ziyade bunun Fatih Terim faktörü olduğunu düşünüyorum.

Sırada Samsun deplasmanı var. Ne zaman Samsun dense nedense aklıma 2001-2002 sezonunda Radu Niculescu'nun son dakikada attığı golle uzunca bir süredir devam eden deplasman galibiyeti hasretine son verdiğimizi hatırlıyorum. Ve o maçtan sonra da yakalanan seriyi...

2 Ocak 2012 Pazartesi

Paranın Esiri Olmuş Yeşil Sahalar


 Bir zevkimiz vardı; onu da elimizden almaya çalışıyorlar. 
Resim zaten herşeyi anlatıyor.
Sessiz kalma futbol izleyicisi...

30 Aralık 2011 Cuma

Galatasaray zu 2012!

Bugün Florya'da yapılan yılbaşı partisiyle takım 2012 yılına erken girdi. Fatih hocanın yarattığı hava fotoda çok net görülebiliyor.

yeni yılda nice kupalar kaldırmak dileğiyle..

geliyoruz 2012!

26 Aralık 2011 Pazartesi

Galatasaray | İlk Yarı Sonu

Takımımız ilk devreyi 37 puanla lider tamamladı. En son 2001-2002 sezonunda ilk yarıyı lider bitirmiştik. İBB mağlubiyetiyle başladığı devrede daha sonra bir de Gaziantep mağlubiyeti alarak bir daha hiç yenilmedi. 11 galibiyet ve 4 de beraberlik aldı.

Yukarıdaki fotoğraf ise ilk yarının liderlik mutluluğunun resmi. Takıma sene başında katılan Melo ve Engin Baytar'ın ekstrem sevinçleri. Kiralık gelen Melo'nun sene başından bu yanı yaptığı hareketler ve hırslı tavırları taraftarın gözünde bir numara yaptı onu. Çok klişe olacak ama 40 yıllık Galatasaraylı gibi oynuyor, üstelik kiralık olduğu takımda. Biz böyle yabancı görmeyeli uzun süre oldu. Nazar değmesin!

20 Aralık 2011 Salı

İyi Ki Doğdun Alpaslan Dikmen!


1965 -

15 Aralık 2011 Perşembe

Küreselleşmenin Spor Dünyası’na Etkisi

Küreselleşme, ekonomik, sosyal, teknolojik, kültürel, politik ve ekolojik açılardan global bütünleşmenin, entegrasyon ve dayanışmanın artması anlamına gelmektedir. Farklı ülkeler arasındaki ekonomik ilişkilerin, her bir ulusal ekonominin diğerlerine bağlı olduğu bir dünya ekonomisi yaratma noktasına dek genişlemesidir. Hiçbir ülke kendine yeterli değildir, hepsi de ürünlerini diğer ülkelerle değişime sokma ihtiyacını duyar. Potansiyel olarak, ekonominin uyumlu bir biçimde uluslararası ölçekte planlanmasının temelini döşeyeceği için, bütünleşmiş bir dünya ekonomisinin yükselmesi, aslında zorunlu olarak olumsuz bir şey değildir.

Sosyal adalete ve üretim araçlarının (fabrikalar, teknoloji, sermaye) ortak mülkiyetine dayalı bir ekonomik sistemde, bu, insanlık için görülmedik bir ileri adıma olanak tanırdı. Fakat kapitalist sistem, üretim araçlarının özel mülkiyetine ve her bir kapitalistin en yüksek kârı elde etmeye çalışmasına dayanır. Bu da gelişmeyi olanaksız kılar ve gezegendeki insanların çoğunun yaşam standartları düşerken, küçük bir azınlığın muazzam ölçüde zenginleştiği bir durum yaratır.

Spor sektörünün bu kadar büyümesinin en büyük sebeplerinden biri, sporun ortak dilinin olmasından dolayı, spor karşılaşmalarını geniş bir izleyici kitlesi tarafından izlenmesidir. Ürününü satmak isteyen firmalar da, sporun bu özel durumundan yararlanmaktadır. Ülkemizde sadece futbol, dünyada ise futbolun yanında, basketbol, golf, tenis, rugby gibi spor organizasyonlarına büyük şirketler sponsor olmaktadır. Durum böyle olunca televizyonun katkısıyla, büyük sponsorluk sözleşmesi imzalayan spor dalları çok hızlı bir şekilde büyürken, televizyonlarda az yer bulduğu için sponsor bulmada da zorluk çeken spor dallarının ise gelişimi sınırlı olmaktadır. Bu durum futbol, basketbol, tenis, golf gibi spor dallarıyla ekonomik büyüklüğüyle, diğer spor dallarının arasındaki farkın giderek açılmasına neden olmuştur. Örneğin geçtiğimiz ekim ve kasım aylarında binlerce vatandaşımızın ve dünyanın 71 farklı ülkesinden sırf bu maraton için gelen binlerce turistin koştuğu Uluslararası Kıtalararası Avrasya Maratonu ve dünyanın en iyi 10 masa tenisçisinin Avrupa-Asya Masa Tenisi Kupası’nda karşı karşıya geldiği 2 dev organizasyon gerçekleştirildi. Bu organizasyonlar, televizyonlarda genellikle organizasyon günü ve organizasyon bittikten sonraki gün verilen kısa haberlerle sınırlı kalmıştır.

Sonuç olarak, kitle iletişim araçları, spora ihtiyaç duyarken, spor organizasyonları da kendilerini kitlelere duyurabilmek için televizyonlara büyük ihtiyaç duymaktadır. Toplumu yönlendirme ve farkındalık yaratma gibi unsurları olan kitle iletişim araçlarından televizyonun ülkemizde izlenme oranı %94 olduğu düşünülürse, televizyonların futbol ve birkaç branş yerine, branş farkı gözetmeden organizasyonun büyüklüğüne göre spor dallarına yer ayırması; toplumumuzda hem spor kültürünün gelişimine büyük katkı sağlayacak hem de televizyonlarda yer bulamadığı için sponsor bulmakta zorluk çeken federasyonların yararına olacaktır.

Yirminci yüzyılda aralıksız olarak krizlerle boğuşan dünyada, özellikle 1980 sonrası gelişimi ve ulus ötesine taşmasıyla ciddi bir gelir kaynağı olan sportif faaliyetler, yine aynı dönemde, finansal kapitalizmin de etkisiyle, günümüzde sıkça kullanılan “Endüstriyel” adıyla anılmaya başlamıştır. Öyle ki, iktisat literatürüne “Spor Ekonomisi” kavramıyla giren ve ciddi bir gelir kaynağı haline gelen spor oyunları, son yıllarda dünya genelinde ekonomik anlamda önemli ölçüde işlem hacmine sahip olmuş, olmaya devam etmekte ve sadece emek ve sermaye kesimi için değil, “yasallaşan” çok sayıda aracı için de gelir kaynağı haline gelmektedir.


2000′li yılların başından itibaren spor ekonomisinde çok ciddi pazarlar oluşmaya başlamıştır. Bunların arasında sponsorlar, komisyonerler, reklamlar, malzemeler ve hatta çim yetiştiricileri bile sayılabilir. Dünya genelinde, küreselleşmenin işgücü haricinde hızla olgunlaşması sürecinde, spor ekonomisinde öylesine anlamlı bir gelir imkânı bulunmaktadır ki, ciddi vergi oranlarına ve ulus ötesine geçişte karşılaşılan caydırıcı bütün etkilere rağmen, dünyanın neredeyse her yerinde oldukça “lüks” bir şekilde yaşam sürmeye yetecek kadar gelir imkânını sağlayan spor ekonomisi sayesinde, sporcular dünyanın her yerinde gelir elde edebilmektedir.

Böylesine hızla gelişen ve yayılan endüstride, ekonomik krizler spor ekonomisine doğrudan etki etmektedir. Bunun en açık örnekleri içinde bulunduğumuz yıl içerisinde görülmeye başlanmıştır. Dünya finans merkezi olan ve dünya ekonomisinin en son yaşadığı krizin kaynağı olarak gösterilen, bu anlamda da krizden en çok etkilenen ABD’de, yıllardır ekonomik olarak ciddi bir pazara sahip olan basketbol organizasyonu NBA(Ulusal Basketbol Organizasyonu)’da 2011–2012 sezonu işveren ile işgücü arasındaki anlaşmazlıklardan dolayı işgücü(sporcular) tarafından lokavt edilmiştir. Temelinde, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında planlanan “Yeni Dünya” düzeninde, “sistem” in olgunlaşıp yayılabilmesi amacıyla oluşturulmuş olan bu spor organizasyonu, küreselleşme evresinin de en önemli araçlarından biri olmuş ve içinde bulunduğumuz yüzyılın başlarından itibaren çok ciddi bir pazar haline gelmiştir. Öyle ki tüm dünyada milyarlarca kişi tarafından izlenen organizasyonlara sahiptir. Bunun yanı sıra sadece yarattığı malzeme (giyim, aksesuar, ayakkabı vs.) pazarı bile bir çok üst düzey futbol liginin ekonomisinden büyüktür.

Büyüme dinamiğinin büyük oranda Çok Uluslu Şirketlere bağlı olması, yaşanan küresel finans krizinden bu organizasyonun çok ağır olarak etkilenmesinin en önemli kanıtı olmaktadır. Ancak ne gariptir ki, böylesine büyük gelir imkânı sunarak istihdam ettiği işgücünü “lüks” yaşama entegre eden organizasyon, aynı zamanda bu kriz ortamında yaşadığı güçlükler karşısında işgücüne karşı sorumluluklarını yerine getirememektedir. Bunun sonucu olarak işgücü(sporcular) dünyaya yayılmakta ve kendisine sunulan yaşam şeklini bir şekilde sürdürmeyi hedeflemekte, bunu da az önce belirttiğim küresel ölçekte faaliyet gösteren sponsorlar aracılığıyla gerçekleştirmektedir. Burada önemle dikkat edilmesi gereken nokta ise, NBA’de istihdam edilmemesine rağmen dünyanın çeşitli yerlerinde gelir elde etme imkânı bulan sporcuların ardında Çok Uluslu Şirketler’in bulunuyor olmasıdır. Bu ise oldukça açık olarak, sistemin, küreselleşme başlığı altında sporu yani küreselleşmenin en önemli aracını kullanarak kendisini nasıl finanse ettiğini gözler önüne sermektedir. Yani, kapitalizmin gelişim sürecinin temelini oluşturan “çevre” den “merkez” e kaynak aktarımının, günümüzde yansıması “spor endüstrisi” üzerinden olmaktadır.

Yazının içerdiği konuya paralel olarak, endüstriyelleşen ve yozlaşan spor dünyasının gerçekliklerine de iki cümlede yer vererek, yazıyı bitireceğim. Maalesef durum o ki sporun küreselleşme olgusunun dışında kalması beklenemez. Rahşan İnal bunu kitabının önsözünde bulunan bir bölüm ile sporun küreselleşmenin nasıl esiri olduğunu çok güzel anlatıyor;

“Gören gözler için, farklılıkların hiç olmadığı kadar belirginleştiği dünyamızda, bir yandan çamurdan ekmek yaparak beslenmeye, gıda yardım paketleriyle açlıktan ölmemeye çabalayan insanlar, diğer yanda sadece bilgisayar klavyesindeki tuşlara basarak dünya kaynaklarını sömürmekten ‘obezleşmiş’ insanlar var. Benzer olarak bir yanda yalınayak, yırtık, patlak topun peşinde koşan çocuklar ve gençler; diğer yanda her türlü donanıma sahip koşullarda spor yapanlar!” “Rahşan İnal-Küreselleşme ve Spor”

biz futbolun sahte dünyasının içindeyiz. bu tamamen düzmece bir dünya. bize basit bir oyun oynamamız için milyonlarca dolar ödeniyor. ama biz sadece sistemin devam etmesi için kendini satan köleleriz. ben sadece futbolcu almeyda değilim. bir insanım, bir babayım ve bir çiftçiyim. işte bu benim. ve futbolun içinde kaldığım her gün gerçek almeyda’dan uzaklaşıp, kişiliğimi yitiriyorum" ‘Jesus Almeyda’


Pamukkale Üniversitesi İktisat Bölümü Küreselleşme ve Ekonomik Birleşmeler dersi ödevimdir. Hepimizin muzdarip olduğu, ilgilendiği bu konudaki postu bloga da koymayı uygun gördüm. Aydın Sarı hocama buradan selamlar ve sevgiler :)

4 Aralık 2011 Pazar

Bir İfade Biçimi : Pankart #16

Fatih Terim'in önünde Gençlerbirliği deplasmanından bir pankart.

şampiyonluk şarkısı,
düşmesin dillerden..

Gençlerbirliği 0 - 1 Galatasaray | 13. Hafta

Ligin zor sayılabilecek deplasmanlarından birine Elmander ve Engin'den yoksun olarak çıktık. Takımın kreatif yükünü çeken bu ikilinin yokluğunda maça Riera, Baros, Sercan ve Aydın ileri dörtlüsüyle başladık. Göbekte ise Ujfalusi'nin cezalı oluşundan ötürü partneri Semih de kesik yemiş; Servet ve Gökhan ikilisi takıma geri dönmüştü.

Maç boyunca hücum anlamında hiç bir etkinlik gösteremememizi ileri dörtlünün ilk defa birlikte oynamasına bağlıyorum. Bir türlü anlaşmazlıkların aşılamaması sonucu ilk yarıyı şut bile çekemeden bitirdik. Aydın'ın kendine güvensiz, gereksiz ve bol hatalı oyunu, Baros'un ise sürekli faul alma çabaları ofansif dengemizi bozdu. Sercan'ın ise ne yapmaya çalıştığı muamma. Elmander'in ilerideki pivot duruşu bizim herşeyimizmiş meğer. Ayrıca Selçuk'un etkisiz oyunu gözden kaçmadı. Markaj altında çok zorlanıyor. Ama tüm bunlara rağmen takım savunmamızda günden güne artan iyileşme sevindirici.


İkinci yarıda da oyun gidişatı aynı devam ederken maça ilk müdahaleyi Fatih Terim yaptı. Riera'nın yerine Emre Çolak oyuna girdi. Sol kanatı canlandırmaya çalışsa da ileride bir türlü top tutamayışımız gidişatı değiştirmedi. Yedekteki en ofansif oyuncunun Ayhan olması, onun Aydın'ın yerine girmesini sağladı. Ve ne hikmetse Ayhan girdikten hemen sonra golü Eboue'nin ayağından bulduk. Böyle kilit giden bir maçı da ancak böyle bir gol çözebilirdi zaten. Oyun üstünlüğünü ele alamadığımız bir deplasman maçında böyle gollere çok ihtiyacımız oluyor. Böyle goller de hiç beklenmeyen adamlardan gelebiliyor.

Sırada fener maçı var. Takıma Elmander, Ujfalusi ve "dinlenmiş" bir Kazım eklenecek. Muslera, Eboue, Ujfalusi, Melo, Selçuk, Riera, Elmander ve Sercan ilk defa bir fener derbisine çıkacak. Umarım her şey Fatih hocanın istediği gibi olur.
Related Posts with Thumbnails