7 Ocak 2012 Cumartesi
Vasıfsızlar...
Tek Ronaldo !
3 Ocak 2012 Salı
Galatasaray 4 - 1 İstanbul BŞB. | 18.Hafta - Seriye Devam
Yeni yıla galibiyetle başlamak ve seriye devam etmek güzel. Melo'nun eksikliğinde Engin Baytar ile başladı Fatih Terim. Bunun her ne kadar hücumda pozitif etki yaratacağı düşünülse de işler ilk yarıda pek de istenilen gibi gitmedi. Emre Çolak'ın harika füzesi İstanbul BŞB.'nin biraz daha yüklenmesine yol açtı. Ve orta sahayı ele geçirmekte zorlanmadılar. Çünkü ortada her topa deli gibi saldıran Melo yoktu. Belki de o boşluktan da golü rahatlıkla buldular. Golden sonra da oyun aynı şekilde devam etti. Kazım'ın formsuzluğu, Belediye'nin iyi presi Galatasaray'ı oyunu açmada zorladı. Kazım maalesef kaldığı yerden devam ediyor. Altarnetifinin olmaması da onu zorunlu kılıyor kılıyor sanki. Galatasaray oyun kurmakta zorlanırken Webo'nun atılması oyunda o dakikadan itibaren tüm dengeleri değiştirdi.
İkinci yarıda beklenildiği gibi Galatasaray'ın baskısıyla başladı. Emre Çolak'ın yine müthiş şutu ile gol erken geldi. O golle de takım ve seyircileri rahatlatı. Emre Çolak büyük ümit Aydın Yılmaz'ın aksine verilen şansı çok iyi değerlendiriyor ve müthiş bir özgüvenle oynuyor. Belki de Aydın'ın şansızlığı Konya'da attığı son dakika golüydü. O golün kredisi de epeyce zamandan beri devam ediyor. Golden sonra takımın hırsı görülmeye değerdi. Açıkçası kendileri de zevk aldı seyirci de. Ah bir de o egoistlik olmasa...Baros'un ısrarı ve Selçuk'un zekice golü de farkı getirdi. Belirtmeden geçemeyeceğim; Selçuk bu maçta da 1 gol ve 2 asistle oynadı. Ayrıca bir serbest vuruşu da direkten döndü.
Yalnız dikkatinizi çekti mi bilmiyorum. Bu takım Rijkaard döneminde inanılmaz bir şekilde durarak oynuyordu. Yani top orta sahaya geldiğinde herkes elleri belinde maçı izliyordu. Şimdi ise top savunma veya orta sahadayken herkes kendini boşluğa atıyor. Hatta pası veren bile hemen kaçmaya başlıyor. Diyeceksiniz ki o zaman BAM üçlüsü vardı. Ben o 3'lüden ziyade bunun Fatih Terim faktörü olduğunu düşünüyorum.
Sırada Samsun deplasmanı var. Ne zaman Samsun dense nedense aklıma 2001-2002 sezonunda Radu Niculescu'nun son dakikada attığı golle uzunca bir süredir devam eden deplasman galibiyeti hasretine son verdiğimizi hatırlıyorum. Ve o maçtan sonra da yakalanan seriyi...
2 Ocak 2012 Pazartesi
Paranın Esiri Olmuş Yeşil Sahalar
30 Aralık 2011 Cuma
Galatasaray zu 2012!
26 Aralık 2011 Pazartesi
Galatasaray | İlk Yarı Sonu

20 Aralık 2011 Salı
15 Aralık 2011 Perşembe
Küreselleşmenin Spor Dünyası’na Etkisi
Sonuç olarak, kitle iletişim araçları, spora ihtiyaç duyarken, spor organizasyonları da kendilerini kitlelere duyurabilmek için televizyonlara büyük ihtiyaç duymaktadır. Toplumu yönlendirme ve farkındalık yaratma gibi unsurları olan kitle iletişim araçlarından televizyonun ülkemizde izlenme oranı %94 olduğu düşünülürse, televizyonların futbol ve birkaç branş yerine, branş farkı gözetmeden organizasyonun büyüklüğüne göre spor dallarına yer ayırması; toplumumuzda hem spor kültürünün gelişimine büyük katkı sağlayacak hem de televizyonlarda yer bulamadığı için sponsor bulmakta zorluk çeken federasyonların yararına olacaktır.
Yirminci yüzyılda aralıksız olarak krizlerle boğuşan dünyada, özellikle 1980 sonrası gelişimi ve ulus ötesine taşmasıyla ciddi bir gelir kaynağı olan sportif faaliyetler, yine aynı dönemde, finansal kapitalizmin de etkisiyle, günümüzde sıkça kullanılan “Endüstriyel” adıyla anılmaya başlamıştır. Öyle ki, iktisat literatürüne “Spor Ekonomisi” kavramıyla giren ve ciddi bir gelir kaynağı haline gelen spor oyunları, son yıllarda dünya genelinde ekonomik anlamda önemli ölçüde işlem hacmine sahip olmuş, olmaya devam etmekte ve sadece emek ve sermaye kesimi için değil, “yasallaşan” çok sayıda aracı için de gelir kaynağı haline gelmektedir.
2000′li yılların başından itibaren spor ekonomisinde çok ciddi pazarlar oluşmaya başlamıştır. Bunların arasında sponsorlar, komisyonerler, reklamlar, malzemeler ve hatta çim yetiştiricileri bile sayılabilir. Dünya genelinde, küreselleşmenin işgücü haricinde hızla olgunlaşması sürecinde, spor ekonomisinde öylesine anlamlı bir gelir imkânı bulunmaktadır ki, ciddi vergi oranlarına ve ulus ötesine geçişte karşılaşılan caydırıcı bütün etkilere rağmen, dünyanın neredeyse her yerinde oldukça “lüks” bir şekilde yaşam sürmeye yetecek kadar gelir imkânını sağlayan spor ekonomisi sayesinde, sporcular dünyanın her yerinde gelir elde edebilmektedir.
Böylesine hızla gelişen ve yayılan endüstride, ekonomik krizler spor ekonomisine doğrudan etki etmektedir. Bunun en açık örnekleri içinde bulunduğumuz yıl içerisinde görülmeye başlanmıştır. Dünya finans merkezi olan ve dünya ekonomisinin en son yaşadığı krizin kaynağı olarak gösterilen, bu anlamda da krizden en çok etkilenen ABD’de, yıllardır ekonomik olarak ciddi bir pazara sahip olan basketbol organizasyonu NBA(Ulusal Basketbol Organizasyonu)’da 2011–2012 sezonu işveren ile işgücü arasındaki anlaşmazlıklardan dolayı işgücü(sporcular) tarafından lokavt edilmiştir. Temelinde, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında planlanan “Yeni Dünya” düzeninde, “sistem” in olgunlaşıp yayılabilmesi amacıyla oluşturulmuş olan bu spor organizasyonu, küreselleşme evresinin de en önemli araçlarından biri olmuş ve içinde bulunduğumuz yüzyılın başlarından itibaren çok ciddi bir pazar haline gelmiştir. Öyle ki tüm dünyada milyarlarca kişi tarafından izlenen organizasyonlara sahiptir. Bunun yanı sıra sadece yarattığı malzeme (giyim, aksesuar, ayakkabı vs.) pazarı bile bir çok üst düzey futbol liginin ekonomisinden büyüktür.
Büyüme dinamiğinin büyük oranda Çok Uluslu Şirketlere bağlı olması, yaşanan küresel finans krizinden bu organizasyonun çok ağır olarak etkilenmesinin en önemli kanıtı olmaktadır. Ancak ne gariptir ki, böylesine büyük gelir imkânı sunarak istihdam ettiği işgücünü “lüks” yaşama entegre eden organizasyon, aynı zamanda bu kriz ortamında yaşadığı güçlükler karşısında işgücüne karşı sorumluluklarını yerine getirememektedir. Bunun sonucu olarak işgücü(sporcular) dünyaya yayılmakta ve kendisine sunulan yaşam şeklini bir şekilde sürdürmeyi hedeflemekte, bunu da az önce belirttiğim küresel ölçekte faaliyet gösteren sponsorlar aracılığıyla gerçekleştirmektedir. Burada önemle dikkat edilmesi gereken nokta ise, NBA’de istihdam edilmemesine rağmen dünyanın çeşitli yerlerinde gelir elde etme imkânı bulan sporcuların ardında Çok Uluslu Şirketler’in bulunuyor olmasıdır. Bu ise oldukça açık olarak, sistemin, küreselleşme başlığı altında sporu yani küreselleşmenin en önemli aracını kullanarak kendisini nasıl finanse ettiğini gözler önüne sermektedir. Yani, kapitalizmin gelişim sürecinin temelini oluşturan “çevre” den “merkez” e kaynak aktarımının, günümüzde yansıması “spor endüstrisi” üzerinden olmaktadır.
Yazının içerdiği konuya paralel olarak, endüstriyelleşen ve yozlaşan spor dünyasının gerçekliklerine de iki cümlede yer vererek, yazıyı bitireceğim. Maalesef durum o ki sporun küreselleşme olgusunun dışında kalması beklenemez. Rahşan İnal bunu kitabının önsözünde bulunan bir bölüm ile sporun küreselleşmenin nasıl esiri olduğunu çok güzel anlatıyor;
“Gören gözler için, farklılıkların hiç olmadığı kadar belirginleştiği dünyamızda, bir yandan çamurdan ekmek yaparak beslenmeye, gıda yardım paketleriyle açlıktan ölmemeye çabalayan insanlar, diğer yanda sadece bilgisayar klavyesindeki tuşlara basarak dünya kaynaklarını sömürmekten ‘obezleşmiş’ insanlar var. Benzer olarak bir yanda yalınayak, yırtık, patlak topun peşinde koşan çocuklar ve gençler; diğer yanda her türlü donanıma sahip koşullarda spor yapanlar!” “Rahşan İnal-Küreselleşme ve Spor”
biz futbolun sahte dünyasının içindeyiz. bu tamamen düzmece bir dünya. bize basit bir oyun oynamamız için milyonlarca dolar ödeniyor. ama biz sadece sistemin devam etmesi için kendini satan köleleriz. ben sadece futbolcu almeyda değilim. bir insanım, bir babayım ve bir çiftçiyim. işte bu benim. ve futbolun içinde kaldığım her gün gerçek almeyda’dan uzaklaşıp, kişiliğimi yitiriyorum" ‘Jesus Almeyda’
Pamukkale Üniversitesi İktisat Bölümü Küreselleşme ve Ekonomik Birleşmeler dersi ödevimdir. Hepimizin muzdarip olduğu, ilgilendiği bu konudaki postu bloga da koymayı uygun gördüm. Aydın Sarı hocama buradan selamlar ve sevgiler :)
4 Aralık 2011 Pazar
Bir İfade Biçimi : Pankart #16
Gençlerbirliği 0 - 1 Galatasaray | 13. Hafta
