15 Kasım 2012 Perşembe
Motto : Ultras! | Bir Ultras Hareketi!
20 Ocak 2012 Cuma
ultrAslan 11 Yaşında
15 Aralık 2011 Perşembe
Küreselleşmenin Spor Dünyası’na Etkisi
Sonuç olarak, kitle iletişim araçları, spora ihtiyaç duyarken, spor organizasyonları da kendilerini kitlelere duyurabilmek için televizyonlara büyük ihtiyaç duymaktadır. Toplumu yönlendirme ve farkındalık yaratma gibi unsurları olan kitle iletişim araçlarından televizyonun ülkemizde izlenme oranı %94 olduğu düşünülürse, televizyonların futbol ve birkaç branş yerine, branş farkı gözetmeden organizasyonun büyüklüğüne göre spor dallarına yer ayırması; toplumumuzda hem spor kültürünün gelişimine büyük katkı sağlayacak hem de televizyonlarda yer bulamadığı için sponsor bulmakta zorluk çeken federasyonların yararına olacaktır.
Yirminci yüzyılda aralıksız olarak krizlerle boğuşan dünyada, özellikle 1980 sonrası gelişimi ve ulus ötesine taşmasıyla ciddi bir gelir kaynağı olan sportif faaliyetler, yine aynı dönemde, finansal kapitalizmin de etkisiyle, günümüzde sıkça kullanılan “Endüstriyel” adıyla anılmaya başlamıştır. Öyle ki, iktisat literatürüne “Spor Ekonomisi” kavramıyla giren ve ciddi bir gelir kaynağı haline gelen spor oyunları, son yıllarda dünya genelinde ekonomik anlamda önemli ölçüde işlem hacmine sahip olmuş, olmaya devam etmekte ve sadece emek ve sermaye kesimi için değil, “yasallaşan” çok sayıda aracı için de gelir kaynağı haline gelmektedir.
2000′li yılların başından itibaren spor ekonomisinde çok ciddi pazarlar oluşmaya başlamıştır. Bunların arasında sponsorlar, komisyonerler, reklamlar, malzemeler ve hatta çim yetiştiricileri bile sayılabilir. Dünya genelinde, küreselleşmenin işgücü haricinde hızla olgunlaşması sürecinde, spor ekonomisinde öylesine anlamlı bir gelir imkânı bulunmaktadır ki, ciddi vergi oranlarına ve ulus ötesine geçişte karşılaşılan caydırıcı bütün etkilere rağmen, dünyanın neredeyse her yerinde oldukça “lüks” bir şekilde yaşam sürmeye yetecek kadar gelir imkânını sağlayan spor ekonomisi sayesinde, sporcular dünyanın her yerinde gelir elde edebilmektedir.
Böylesine hızla gelişen ve yayılan endüstride, ekonomik krizler spor ekonomisine doğrudan etki etmektedir. Bunun en açık örnekleri içinde bulunduğumuz yıl içerisinde görülmeye başlanmıştır. Dünya finans merkezi olan ve dünya ekonomisinin en son yaşadığı krizin kaynağı olarak gösterilen, bu anlamda da krizden en çok etkilenen ABD’de, yıllardır ekonomik olarak ciddi bir pazara sahip olan basketbol organizasyonu NBA(Ulusal Basketbol Organizasyonu)’da 2011–2012 sezonu işveren ile işgücü arasındaki anlaşmazlıklardan dolayı işgücü(sporcular) tarafından lokavt edilmiştir. Temelinde, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında planlanan “Yeni Dünya” düzeninde, “sistem” in olgunlaşıp yayılabilmesi amacıyla oluşturulmuş olan bu spor organizasyonu, küreselleşme evresinin de en önemli araçlarından biri olmuş ve içinde bulunduğumuz yüzyılın başlarından itibaren çok ciddi bir pazar haline gelmiştir. Öyle ki tüm dünyada milyarlarca kişi tarafından izlenen organizasyonlara sahiptir. Bunun yanı sıra sadece yarattığı malzeme (giyim, aksesuar, ayakkabı vs.) pazarı bile bir çok üst düzey futbol liginin ekonomisinden büyüktür.

Büyüme dinamiğinin büyük oranda Çok Uluslu Şirketlere bağlı olması, yaşanan küresel finans krizinden bu organizasyonun çok ağır olarak etkilenmesinin en önemli kanıtı olmaktadır. Ancak ne gariptir ki, böylesine büyük gelir imkânı sunarak istihdam ettiği işgücünü “lüks” yaşama entegre eden organizasyon, aynı zamanda bu kriz ortamında yaşadığı güçlükler karşısında işgücüne karşı sorumluluklarını yerine getirememektedir. Bunun sonucu olarak işgücü(sporcular) dünyaya yayılmakta ve kendisine sunulan yaşam şeklini bir şekilde sürdürmeyi hedeflemekte, bunu da az önce belirttiğim küresel ölçekte faaliyet gösteren sponsorlar aracılığıyla gerçekleştirmektedir. Burada önemle dikkat edilmesi gereken nokta ise, NBA’de istihdam edilmemesine rağmen dünyanın çeşitli yerlerinde gelir elde etme imkânı bulan sporcuların ardında Çok Uluslu Şirketler’in bulunuyor olmasıdır. Bu ise oldukça açık olarak, sistemin, küreselleşme başlığı altında sporu yani küreselleşmenin en önemli aracını kullanarak kendisini nasıl finanse ettiğini gözler önüne sermektedir. Yani, kapitalizmin gelişim sürecinin temelini oluşturan “çevre” den “merkez” e kaynak aktarımının, günümüzde yansıması “spor endüstrisi” üzerinden olmaktadır.
Yazının içerdiği konuya paralel olarak, endüstriyelleşen ve yozlaşan spor dünyasının gerçekliklerine de iki cümlede yer vererek, yazıyı bitireceğim. Maalesef durum o ki sporun küreselleşme olgusunun dışında kalması beklenemez. Rahşan İnal bunu kitabının önsözünde bulunan bir bölüm ile sporun küreselleşmenin nasıl esiri olduğunu çok güzel anlatıyor;
“Gören gözler için, farklılıkların hiç olmadığı kadar belirginleştiği dünyamızda, bir yandan çamurdan ekmek yaparak beslenmeye, gıda yardım paketleriyle açlıktan ölmemeye çabalayan insanlar, diğer yanda sadece bilgisayar klavyesindeki tuşlara basarak dünya kaynaklarını sömürmekten ‘obezleşmiş’ insanlar var. Benzer olarak bir yanda yalınayak, yırtık, patlak topun peşinde koşan çocuklar ve gençler; diğer yanda her türlü donanıma sahip koşullarda spor yapanlar!” “Rahşan İnal-Küreselleşme ve Spor”
biz futbolun sahte dünyasının içindeyiz. bu tamamen düzmece bir dünya. bize basit bir oyun oynamamız için milyonlarca dolar ödeniyor. ama biz sadece sistemin devam etmesi için kendini satan köleleriz. ben sadece futbolcu almeyda değilim. bir insanım, bir babayım ve bir çiftçiyim. işte bu benim. ve futbolun içinde kaldığım her gün gerçek almeyda’dan uzaklaşıp, kişiliğimi yitiriyorum" ‘Jesus Almeyda’
Pamukkale Üniversitesi İktisat Bölümü Küreselleşme ve Ekonomik Birleşmeler dersi ödevimdir. Hepimizin muzdarip olduğu, ilgilendiği bu konudaki postu bloga da koymayı uygun gördüm. Aydın Sarı hocama buradan selamlar ve sevgiler :)
24 Ekim 2011 Pazartesi
Futbol Asla Sadece...


Burası İspanya. Biri Atletico Madrid biri Valencia. Hayatlarında belki de hiç Türkiye'ye gelmemiş oyuncuların, Türkiye'deki terör olaylarını kollarında siyah bantla protesto etmesini futbol tabirleri içerisinde açıklayamayız. Bu olaylar, futbolun sadece bir oyun olmadığını, aslında tüm dünyanın ortak dili olduğunu gösteriyor. Teşekkürler Arda Turan ve Mehmet Topal!
23 Ekim 2011 Pazar
5 Aralık 2010 Pazar
6 Ekim 2010 Çarşamba
No Al Calcio Moderno
19 Kasım 2009 Perşembe
GS Bonus+

Ha bu kredi kartı olayı çıkmasın mı? Çıksın tabi. Zaten kredi kartı herkeste olan birşey, olmuşken bizim kulübünkinden alırız. Zaten her ay faiz ödüyoruz, ödemişken birazı bizim kulübün kasasına gideninden alırız. Yeter ki kulübün borçları ödensin, düzlüğe çıksın. Varsın bizim takıma faydası olsun. Bunu da alırız. Bir de cazip hale getirmeleri yok mu. Almayacak insanı, kredi kartından hazzetmeyen insanı bile teşvik ediyorlar. Tamam alıyoruz.
11 Kasım 2009 Çarşamba
Bir İfade Biçimi : Pankart! #8
27 Ekim 2009 Salı
Kadıköy Deplase vol.2!

Orjin'de başlayan klasik maç gününde, yine bol miktarda alkol alındı, küfürler edildi. Nefret bastırılmaya çalışıldı. Saatler henüz 16 olduğunda ise Kadıköy'e doğru hareketlenme başlamıştı. Ne gereği varsa artık bu kadar erken gitmenin. Tribün performansına kesinlikle zararlı olduğunu düşünüyorum bunun.
Taksi konvoyundayken bile, yoldaki fenerlilere sataşmalarla gerilim arttırılıyordu farkında olmadan. Artık stada varıldığında ise herşey başlıyordu. Daha stada girmeden boğazlar patlatılıp, nefesler boşa harcanıyordu. Girişte yaşanan rezillik adrenalini yükseltip, ortamı daha da geriyordu. İçeri giren ise kendini sağa sola bağırırken buluyordu. Daha maçın başlamasına yaklaşık 3 saat kala, toplu tezahüratlar başlamış, rakip takım taraftarı ile karşılıklı atışmalar başlamıştı. Bu durum aslında o anda herkesin hoşuna gitse de, işin aslı öyle değildi.
Bu negatif enerjimizi, sahaya ısınmak için çıkan futbolculara da yansıttık. Onları tribüne çağırıp "eyvallah"lar aldık. Buraya kadar anlattıklarımın hepsi normal gözüküyor. Hepsi olması gereken şeyler ya da olağan şeyler. Ama işin aslında gerilimi öyle yükselttik ki farkında olmadan, öyle böyle değil. Daha maç başlamadan, ısınma esnasında başlamıştı kavga.
Bu küçük tartışma yine farkında olmadan tribünleri gaza getirmişti. Tribün tekrar oyunculardan "eyvallah" almaya başlamıştı. Daha Türkiye'ye geleli 5 ay bile olmayan Keita, sanki yıllardır bu maça çıkıyormuş gibi hırslıydı. Her seneki tablo yine yavaş yavaş belirmeye başlamıştı. Hakemin kafasının yarılması, edilen küfürler falan Kadıköy'de hiç olmadığı için onları anlatmaya gerek duymuyorum.
Maç başlar başlamaz, Baros'un ayağı kırıldı! İnanılır gibi değildi. Daha 2.dakikada ilk değişikliğimizi yapıyorduk. Sinir harbi son hızıyla devam etmek istiyordu aslında ama sahada bir türlü oyun oynanamıyordu. Sahaya forvetsiz çıkan Fenerbahçe ve başındaki Daum, bu maçı nasıl kazanacaklarını, bu savaşta hangi taktikleri uygulayacağını çok iyi biliyordu. Yedek kulübesinde La Liga ve Süper Lig gol krallarını oturtuyordu. Kendi evindeki maça forvetsiz çıkıyordu. Ne de olsa her yol mübahtı bu savaşta. Nitekim her sene olduğu gibi bu sene de maçın başında golü buluyordu Fener.
Maç içi yine klasik. Bir türlü top oynayamayan, oynattırılmayan bir Galatasaray. Tam oyunun kontrolünü ele geçirmişken, yine tahriklere kapılıp 10 kişi kalan bir Galatasaray. Her senenin ayrı bir sebebi oluyor. Geçen sene Emre Aşık'a ya da Sanctis'e atarsın suçu, bu senede Ayhan'a ya da Leo Franco'ya. Ama sonuç hiç değişmiyor. Öyle ya da böyle bir şekilde kaybediyoruz, kaybettiriliyoruz.
Maç sonu ise iyice çirkefleşen Fenerbahçe taraftarının, Galatasaray ile pkkyı aynı kefeye koymasıyla sinirler iyice bozuluyor. Güvenlik güçlerinin ve polisin bir türlü stadı boşaltmaması sebebiyle 23.30a kadar stadda bekletiliyoruz. Adeta gelecek sezon için kışkırtılıyoruz. Polis bizi metrobüse kadar bırakıyor sağolsun. Gecenin tek tebessüm ettiğimiz anı ise metrobüste gerçekleşiyor. Yaklaşık 200 Galatasaraylının bulunduğu metrobüste bir kişinin telefonunun fener marşı çalması, herkesi ayağa kaldırıyor. Sonra stadda güvenlik görevlisi olduğunu, istersek kimlik kartını gösterebileceğini defalarca özür dileyerek anlatan adama da tabi ki birşey demiyoruz.
Bu yazdıklarımı son 3 yılda gittiğim 2 kadıköy deplasmanındaki gözlemlerime dayandırdım. Eğer varsa yanlış ya da eksik yazdığım affola..
Bu blogdan deplase olanın yüzü gülmüyor arkadaş vol.4...
20 Ekim 2009 Salı
Kadıköye Deplase!

sevdadandır!
6 Ekim 2009 Salı
Ankara Deplasmanı
27 Eylül 2009 Pazar
Alpaslan Dikmen!

"Sen esas alemi seçtiğinden beri, biz o saniyede bittiğimizden beri; dünya bildiğin dünya..dönüp duruyor işte..uzun uzun konuşuruz birgün.."
6 Eylül 2009 Pazar
3 Eylül 2009 Perşembe
O An #9
14 Ağustos 2009 Cuma
uA uni-Ankara Fanzin
üniversiteye ilk gittiğimde ve bu fanzin elime geçtiğinde "ben de bu oluşumun içinde olmalıyım" demiştim. çok geç olmadan oldum da. haa derslerin yoğunluğundan dolayı pek uzun sürmedi ama yine de münferit olarak takıldık tribünlerde. az da olsa tribünlerdeki ve yollardaki en güzel günlerimi bu insanlarla geçirdim. bu sayede tekrar anılarımızı canlandıralım. siz de bir göz atın hem...
27 Haziran 2009 Cumartesi
Vuvuzela 'Bir Ultras Hareketi!'

artık Forza Vuvuzela!
http://forzavuvuzela.blogspot.com/












